Cengiz YILDIZ
Masumiyetin Işığı: Tekdağ ve İddiaların Gölgesinde İnsanlığın Sesi
Düşünün ki bir insanın adı bir fırtına gibi küçücük bir odada savruluyor. Sağlam atılan adımlarla ilerleyen bir hayata, bir anda yüzleşmek zorunda kaldığı şüphe gölgesine bakıyoruz. Kenan Tekdağ’ın yüzüne çarpan iftiralar, sadece bir kişinin ismini değil, bir toplumun adalet arayışını da teste tabi tutuyor.
Masuniyet karinesi, suç isnadının karanlık bulutları altında bile ışığını hiç kaybetmeyen bir prensiptir. Çünkü masumiyet, sadece suçun olmadığını değil, delilin tamamlanmamış, kesinleşmemiş olduğunun da ifadesidir.
Bir Masumiyetin Tanımı
Masuniyet karinesi, adaletin en temel taşlarından biridir. Her vatandaş için geçerli olan bu kural, “suç isnat edilene kadar suçsuz sayılır” ilkesidir. Ancak güncel olaylar çoğu zaman bu ilkeyi yalnızca yazılı bir kural olarak değil, yaşamın içindeki sıkı bir sınav olarak karşılar. Tekdağ’a yöneltilen iddialar, bir kişinin varsayımlarla yürümesini, hatta itibarının kırılmasını gerektirebilecek noktaya kadar ilerleyebilir. Bu noktada masumiyet, yalnızca cezadan kaçınmayı değil, kişinin içsel ve toplumsal olarak yeniden inşa edilebilmesi için bir şans talebini de içerir.
Duygular ve İddiaların Soğuk Gerçeği
İddialar, kalplerde fırtınalar koparır; ailesinin, arkadaşlarının ve meslektaşlarının üzerine karanlık bir sis çökebilir. Şeffaflık mı, adalet mi yoksa her şeyin ötesinde insan onuru mu? Masumiyet karinesi, bu üç değeri birbirine bağlar: delillerin titizliği, süreçlerin adilliği ve kişinin temellerini sarsan duygusal etkilerin zararsız bir şekilde ele alınması. İddialarla yüzleşen bir insanın kalbi, suçsuzluğunu kanıtlamadan önce, kendi iç dünyasında da bir hesaplaşma yaşar. Ve toplum olarak bizler, sabırsız bir hüküm vermeden önce bu hesaplaşmayı saygıyla dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Zihnimizdeki Sesler: Adaletin Sessiz Gücü
Şahitliğin ve delilin yankısı, masumiyetin en kırılgan anlarında bile adaletin sesini yükseltebilir. Tekdağ’ın durumunda da bu ses, kıyamet gibi değil, daha çok bir merhamet ve anlayış çınlaması olmalıdır. İnsanlar, gördükleri ya da duydukları şeyleri hızlıca yargılamaya meyilli olabilirler; fakat adaletin yolu sabır ve dikkatli düşünceden geçer. Masuniyet karinesi, bu sabrı hatırlatır: önce dinle, sonra karar ver.
İşitsel Bir Çağrı: Sesli Adalet ve Onurlu Savunma
Birinin savunması, sadece suçlamaların geri çekilmesini istemek değildir. Aynı zamanda iddiaların nasıl oluştuğunu, hangi delillerin var olduğunu, süreçlerin nasıl yürüdüğünü açıkça görmek istemektir. Tekdağ’ın masumiyetini savunması, sadece kendi itibarını kurtarmak için değil, adaletin süreçlerle güçlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, kamuoyunun yargılama süreçlerinde de eşit ve şeffaf bir şekilde işlediğinde anlam kazanır.
Sonuç: Işığın Doğruluğu ve İnsanlığımız
Masumiyet karinesi, her yerde ve her zaman bizim için bir umut ışığıdır. Tekdağ örneğinde olduğu gibi, bir kişinin güvenilirliğine yönelik suçlama rüzgârı eserken, o rüzgarın altında yürekler kırıldığında bile adaletin ve merhametin birleştiği noktayı bulmak zorundayız. Masumiyetin varlığı, yalnızca suçun olmadığını kanıtlamakla kalmaz; aynı zamanda insan onurunun, anlatıların ve süreçlerin sağlıklı işlemesini garanti eder. Bu, toplumsal dayanışmanın ve bireysel vicdanın birleştiği yüce bir sınavdır.
Umuda Dair Bir Söz
İddialar, iftiralar, gizli tanık beyanları vs. bunlar elbette bir gün geçer; insanlar unutulabilir. Ancak adaletin ve masumiyetin hatırası, toplumun vicdanında yer eder. Tekdağ ve benzeri durumlar bize hatırlatır: Herhangi bir yargı operasyonunda bile insan onuru en temel değerdir. Masumiyet karinesi, bu değerin korunması için var olan en sade ve en güçlü kalkanımızdır.
